Kanlı senaryo yeniden yazılıyor.
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Christopher Maundrell
H2O Sahibi
H2O Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 175
Kayıt tarihi : 26/07/10
Yaş : 26

Rol Gücü
Rol Gücü:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı   Cuma Ara. 24, 2010 5:23 am

Ağır ağır yürümek zorunda kaldığım koridorda sigara kokumu
bırakıyordum. Etraf her türden insanla dolup taşmıştı. İş adamları; sokakta yüzüne bile tükürmeyeceğiniz türden serseriler; züppe gençler; saçı, sakalı bembeyaz kesilmiş, azgın, yaşlı adamlar; hatta gencinden yaşlısından kadınlar. Aradığınız her türden insanı bulabileceğiniz bir yerdi burası: Womanizer Striptiz Club.


Kapıdan içeri zorlukla geçebilmiş olsam da ortam bunu umursatmıyordu. Zaten aldırdığım tek şey de buydu. Biraz olsun rahatlamak ve etrafımdaki hatunların peşimde pervane olması. Kabul, rahatlamak için pis bir yol. Hele ki benim gibi entellektüel bir kitabevi sahibi ve gayet düzgün görünen biri için. Ama dediğim gibi burada her türlü insana yer var.

Loş ve dumanlı ortamı daha rahat görebilmek için gözlerimi
kısıp etrafıma baktım. Benimki işte oradaydı: Anna. Barın üzerine oturmuş, milleti kendine çekmek için şehvetli görünmeye çalışıyordu. Onu istediğimi bildiren bir bakış atıp başımla boş odalardan birini gösterdim. Beni görünce ağzı sulanan iki adamı boş verip peşimden gelmeye başladı. İşte insanların bu halini seviyordum. Ve bu hallerinin tek bir ortak özelliği vardı. Bana dayanamıyorlardı.


Buzlu camla kaplı odaya geçip kırmızı ikili koltuğa oturdum. Koltukla aynı renkteki duvarlar boştu. Hiç striptizci kız resmi falan yoktu. Barın olduğu bölüme kıyasla burası daha klasik döşenmişti. Hatta kırmızı ışığı ve çalan fazla müstehcen şarkıyı saymazsanız normal bir oda görünümündeydi. Anna’nın yanıma gelince, içeride yaptığı gibi soyunmasını bekliyordum ama yanıma oturup yüzünü asmaya başladı. İşte, bazen insanları parayla bile etrafımda döndüremiyordum. Bir an önce toparlanıp işine başlasın diye derdi nedir öğrenmeye karar verdim.

“Bir şey mi oldu?” dediğimde yüzüme şaşkın şaşkın bakmakla yetindi. Sanki ona evlilik teklif etmişim gibi. Sorumu yineledim.

“Anna, bir şey mi oldu?”

“Sanırım sana bir şey göstermem gerek.” diyerek odadan çıkıp gitti.

Açıkçası ahlaksız bir şeyler getirip striptiz yapmaya başlar diye düşünmüştüm. Ama birkaç dakika sonra elinde bir cd ile geldi. Bu garipti. Çünkü oda da ne dvd oynatıcısı ne de televizyon vardı. cd’yi bana uzatınca “Bu ne?” diye sormaktan alı koyamadım kendimi.

“Bir şey mi oldu diyordun. Bunu izle ve olanı gör! Bu odadan da hemen çık! Bu gece benden sana iş çıkmaz!” dedi ve cevap vermeme fırsat bile vermeden odadan hemen çıktı. Aslında bunları söylerken kızgın ya da öfkeli falan değildi. Sesi sadece kırgın gibi çıkıyordu. Fazla şımarttığımı düşünerek kızı rezil etmek istedim bir an için. Ama nasıl olsa şakadır diyerek aldırmadım ve odaya başka bir kız çağırdım.

Kulüpten çıktığımda doğruca eve gittim. Ruhu kullanmama engel olmasın diye dört aydır içki içmiyordum zaten. Bu yüzden evin yolunu bulmak ve kapı eşiğine kusmamak için kendimi tutmak zor olmadı. Eve girince yaptığım ilk iş Anna’nın verdiği cd’yi izlemek oldu.

Tuhaf bir şeydi, hatta sapkınca. İzlemeye başladığım ilk birkaç dakika boyunca birbirlerini öpüp durdular. Anna’nın keyfinin kaçmasına bunun neden olduğuna şaşırdım hatta. Ama sonra cd’deki görüntüler bir anda kayboldu. Yaklaşık bir dakika sonra odadaki suskunluğu bozarcasına sesler gelmeye başladı cd oynatıcısından. Anlamını az çok çıkarabildiğim saçma sapan İtalyanca kelimelerle koca bir mermer tezgahta yatan birine sesleniyordu altı kişi. Ortada simsiyah bir cüppe ve kopkoyu bir makyajla gözleri kapalı olarak yatan bir kız vardı. Etrafını çevreleyen o altı kişi yüzünden yüz hatlarını tam olarak seçemiyordum. O altı kişiden biri kıza diğerlerinden daha yakın duruyordu ve elindeki hançeri yukarı kaldırmıştı. Diğerleri gibi yüzünde o iğrenç, sapkın melek kabartmalı, yarım bir maske vardı. Bu maskeyi ilk defa görmüyordum. Eva’nın ve kardeşinin katilinden başkası olamazdı bunu takan. Joshua, Eva’nın amcası! Ortada yatan kızı daha iyi görebilmek için panik ve öfkenin verdiği titremeyle ekrana iyice yaklaştım. Artık adım gibi emindim. Ortadaki kız kesinlikle Eva’ydı. Onu öyle görünce kan beynime sıçradı. Tam dört aydır izini sürdüğüm, ölmesini bile o adamın yanında olmasını daha çok istediğim kız Joshua’nın ellerindeydi. Cd’nin devamında Josh elinde tuttuğu hançeri yükselerek tekrarlanan o sapkın İtalyanca sözler eşliğinde bir anda Eva’nın göğsüne batırdı. Son sözlerinde “Bize yeni bir hayat ver Dolunay'ın Kızı” diyorlardı. Josh oldukça rahatlamış hatta artık huzura ermiş gibi görünüyordu. Eva ise kesinlikle hareket etmiyordu, baştan beri ölüydü. Bense ne yapacağımı şaşırmış haldeydim. Öfke, nefret, tiksinti ve üzüntü birbirine karışmıştı. Gözyaşlarımın boşalıp akması umurumda bile değildi. Kendimi tutamayıp televizyona amaçsızca bir yumruk attım. Camı kırılıp elimi kanatsa da öfkem geçmiyor hıncımı kendimden bile çıkaramıyordum.

Rp Out: Akademide kalmadığım için telefon görüşmesi yapmak
zorundayız galiba.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jeannè Alain La'Bruyére
5.Sınıf Moroi | Yönt.
5.Sınıf Moroi | Yönt.
avatar

Mesaj Sayısı : 157
Kayıt tarihi : 31/10/10
Yaş : 26

Rol Gücü
Rol Gücü:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı   Cuma Ara. 24, 2010 6:54 pm

Uyandığımda gece henüz bastırmamıştı. Akademideki odamın penceresinden gri-lacivert bir ışık içeriye süzülüyordu. Ne aydınlık, ne karanlıktı. Güneş yorgundu ve ışığını yavaş yavaş toplayıp gidiyordu. Yatağımda doğrulup, oda arkadaşımı kontrol ettim, kusursuz yüzünde huzurlu bir ifadeyle, düzenli soluk alıp veriyordu. Valere, benim gibi Fransız, Leonore’un ikizi bütün derdimi soluksuz dinleyebilecek dostum. Onu uykusunda rahatsız etmek istemiyordum elbette, zaten loş ışık benim için gayet uygundu. Işığı yakmadan üzerime giyecek bir şeyler baktım, taşlanmış, yırtık bir kot, tek omuzu düşük siyah bir tişört ve biraz makyajla çıkmak için hazırdım. Gideceğim belli bir yer yoktu, sadece dolaşmak istiyordum. Dolabın alt tarafından dolgu topuklu ayakkabılarımı çıkardığım sırada, telefonum, mesaj geldiğini bildiren, kısa, tek notalık sesi çıkardı. Yatağımın kenarındaki komidine uzanıp, telefonu aldım. Mesaj Chris’ten geliyordu. Uzun zamandır görmediğim dostum. Elbette, bunun sorumlusu bendim Fransa’da olduğum sürece, birbirimizden pek haber alamamıştık. Gülümseyerek, açı tuşladım.

1 Yeni mesaj
Kimden: Chris
Alain, sana ihtiyacım var. Neler olduğunu buradan anlatmam mümkün değil. Ah, Eva ile ilgili yine de. Bana gelebilir misin? En kısa sürede…

Tebessümüm dudaklarımda silinerek kaybolurken, geleceğimi bildiren bir mesaj yazdım. Neler olduğunu öğrenmek istiyordum. Üstelik mesajdaki belirsizlik beni korkutuyordu da. Mutlaka ama mutlaka yolunda gitmeyen bir şeyler olmak zorunda mıydı sanki? Neden bir kez olsun her şey yerli yerine oturmuyordu? Çantama telefon ve cüzdanımı atıp, hızla çıktım.

Sokaklar oldukça kalabalıktı. Tek derdi eğlenmek olanlar çoğunluktaydı elbette. Grup halinde gezenler, filan. Sanırım yalnız yürüyen sadece bendim. Aklımın bir tarafı, elbette ki, gardiyanımda, sevdiğim adamdaydı. Ona haber vermeli miydim? Sanırım, o kesinlikle bunu yapmamı isterdi ancak ben onu sürekli meşgul etme taraftarı değildim. Yani en fazla ne olabilirdi?

Chris’in evine yaklaşıyordum. Ve kafamda binlerve düşünce vardı, Eva… Chris’in eski sevgilisi… Ah, bilemiyorum, ne olabilirdi ki? Sabırsızlıkla, zili çaldım. Arkadaşım kapıyı açarken, donmuş görünüyordu. Pervaz ile arasından geçip, salona süzüldüm. Dvd, açık görünüyordu. Ancak, televizyon… Televizyon tamamen harap haldeydi. Camı kırılmıştı ve o da hala çalışıyor, haldeydi. Tanrım, Chris bunu fark etmiyor muydu? Büyük bir yangına bile sebep olabilirdi. Hızla kalkıp fişi çektim. Arkadaşım hala öylece duruyordu. Ona, anlatması için biraz süre vermeye karar vermiştim. Ancak tüm sakinliğimi, elini görünce kaybettim. Kanlar içindeydi ve ilgilenilmiş gibi bir hali de yoktu.

“Tanrım, Chris neler oluyor?” dedim hızla, sesim istediğimden yüksek çıkmıştı. Ancak o hala öylece duruyordu. Büyük, çok büyük bir şey olmuştu! Kalktım ve oturması için onu zorlamaya karar verdim önce eliyle ilgilenir, sonra sakinleşip, anlatmasını beklerdim. Hatları öylesine katıydı ki!

“Pekala, önce sakin olalım ve… Ve sonra-“ kelimeleri bir araya getirmekte zorlanıyordum. Sonunda, tekrar iç geçirdim; “Ah, Tanrım!” ve ayağa kalkarak yanına yürüdüm. Onu omuzlarından tutarak, koltuğa doğru sürükledim. Normal şartlarda onu sürüklemem mümkün değildi ancak öyle, şaşkın, şok olmuş bir hali vardı ki. Bir şey söylemeden, itaat ediyordu. Sonunda ikimizde koltuklara çöktükten sonra, elini avucumun içine aldım. Elementimi kullanmaktan hoşlanmıyor olmama karşın gözlerimi kapatıp, ruhu serbest bıraktım. O da bir ruh kullanıcısıydı, bana yanıt verdiğinde her şey çok daha kolay olacaktı, ancak yanıt vermiyordu. Yara yavaş yavaş kapandı. Sonunda gözlerimi açıp;

“Şimdi anlatmak zorundasın.” dedim.

Büyük, çok büyük ve oldukça kötü bir şey olmuş, hissediyorum, dedi Jeanné. Kendimi altıncı hissi oldukça kuvvetli, iç sesimin bu kez haklı olmaması için, dua ederken buldum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christopher Maundrell
H2O Sahibi
H2O Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 175
Kayıt tarihi : 26/07/10
Yaş : 26

Rol Gücü
Rol Gücü:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı   Cuma Ara. 24, 2010 8:44 pm

Birden bire Alain ile otururken buldum kendimi. O buraya
nasıl gelmişti; kapıyı nasıl açmıştım; onu ben mi çağırmıştım? Bunların
hiçbirinin cevabını bilmiyordum. Zaten ne umurumdaydı ne de düşünebilecek
haldeydim. Tek yaptığım kalbi yerinden sökülmüş bir maket gibi koltukta öylece
oturmaktı.


Gözyaşlarımdan, etrafı bulanık gören gözlerimi halıdaki bir
noktaya sabitledim. Sorsanız ne gördüğümü bile söyleyemezdim. Hiç olmadığım kadar dalgındım. Biri yanımda oturan Alain’i gözlerimin önünde öldürse bile tepki verecek halde değildim. Sanki biri tüm hislerimi almış götürmüştü. Hissettiğim tek şey kalbime çöken hüznün ve acının ağırlığıydı. Tıpkı beni yavaş yavaş dibe batırmak ister gibi. Hiçbir şey duyamıyordum. Yalnız bir uğultu vardı kulaklarımda. Alain bir şeyler söylüyordu ama tam olarak anlayamıyordum.


Bir el hissettim omzumda. Yavaşça sarstı beni. Artık kendime gelmek, şu uğultudan kurtulmak ve derdimi biraz olsun dindirmek istiyordum. Ama yerimden kıpırdayacak halim yoktu.

“Eva..” dedim sessizce. Ne söylediğimi kendim bile zor
duyuyordum.


“Cd’deki Eva’ymış.” dine aynı tonda çıkıyordu sesim. Ne dediğimi bile bilmeden söyleniyordum kendi kendime.

“Josh… Amcası… Onu öldürdü! Onu koruyamadım.”

Son sözümden sonra gözlerim iyice karardı. Yavaş yavaş
kararan dünya, sanki hiç var olmamış gibiydi. Her şey bir anda çekilip alındı ayağımın altından. Ve boşlukta ne yapacağımı bilmez bir halde yere yığılıverdim.


Kendime geldiğimde yatağımda yatar bir halde buldum kendimi. Alain hala yanımdaydı. Yatağın kenarına oturmuş gözleri kapalı elimi tutuyordu. Anlaşılan ruh gücünü kullanıp iyileştirmişti beni. Bazen aşağılık bir adam olabilirdim ama Alain hayata tutunmam konusunda ısrarcıydı. Onun sayesinde kendimi çok daha iyi hissediyordum; kalbimdeki o ağır acı ve hüzün hariç. Sanırım onlar sonsuza kadar orada kalacaktı.

Kendimde olduğumu bildirmek için elimi çektim Alain’in ellerinden. Gözlerini açıp doğrulduğumu görünce ne kadar endişeli olduğu belli oluyordu. Lafı hiç uzatmadan söze başladımi:

“Bu gece şu striptiz kulübüne gittim. Anna bana bir cd verdi. Başlangıçta şaka falandır diye düşünüp ciddiye almadım. Eve gelip
izlediğimde bütün dünyam başıma yıkıldı.”
Kendimi tekrar kaybetmemek için biraz durakladım.

“Eva dört aydır kayıptı. Onunla ilgili hiçbir ipucuna
rastlayamadım. Ama o cd’de Eva’nın bi ayin sırasında kurban ediliş görüntüleri var.”
Bunları bir çırpıda söylemekten başka çarem yoktu. Alain de duydukları karşısında şok olmuş, dona kalmıştı. Ama ona anlatmaktan başka bir çarem de yoktu.

“Eva’yı kurban eden insanlar İtalyanca konuşuyordu. Bu yüzden İtalya’ya gidip bu işi araştırmam gerekiyor. Ama tek başıma yapamam. Senin de gelmeni istiyorum.” dediğimde Alain gerçekten kötü durumdaydı. O da annesini kaybetmişti ama bunun kadar ürkütücü bir şey duymadığı da kesindi.

Başım sürekli döndüğü için geriye yaslandım ve Alain’in bu
şoku atlatıp cevap vermesini beklemeye başladım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jeannè Alain La'Bruyére
5.Sınıf Moroi | Yönt.
5.Sınıf Moroi | Yönt.
avatar

Mesaj Sayısı : 157
Kayıt tarihi : 31/10/10
Yaş : 26

Rol Gücü
Rol Gücü:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı   Cuma Ara. 24, 2010 10:09 pm

Olan ne varsa hepsini inkar etmek istercesine başını iki yana sallayıp duruyordu. Bir yandan da parça parça konuşmaya çalışıyordu. Söylediklerinin büyük bir kısmını anlamadığım için ona, yavaş olmasını söylüyordum, sakin olmasını ve tamam, diyordum anlatmayı kesebilirsin sonra düşünürüz. Ancak zaten konuşması çok sürmedi.

“Eva…Josh… Amcası… öldürdü! Koruyamadım.” Sözcüklerini seçerken, dudaklarını okumaya devam ediyordum. Böylece birkaç cümleyi ben bir araya getirebilirdim belki. Ancak sonra bir anda sustu, görüşünü engelleyen bir şey varmış gibi bakışlarını kıstı sonra, bakışları sabitlendi ve göz kapakları kapandı. Bayılmıştı.

Tanrım, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum. Onu taşıyamazdım elbette. Mecburen omuzlarından tutarak koltuğun iyice yukarı kısmına çektim. Bacaklarını kaldırarak koltuğa yerleştirdim ve başının altına koltukların üzerindeki minderlerden birini yerleştirdim. En azından biraz rahat olacaktı. Sonra koltuğun yanına çömelip, elini tuttum. Odaklanmak için gözlerimi kapatarak onu biraz olsun kaygılarından uzaklaştırmaya çalıştım.

Uzunca bir süre öylece kaldık. Arada bir, ruhu kullanmayı bırakıp, uyanması için adını söylüyordum. Ancak o tamamen başka bir yerde gibiydi. Bu beni korkutuyordu. Onu hastaneye götürmeli miydim? Ah, her şeyi öğrenmeden bunu yapamazdım. Sabırla beklemeye koyuldum. Bazen, bir şeyler söylüyordu ancak çoğu anlaşılmıyordu. Arada bir “Eva” dediğini yakalıyordum. Sonra tekrar susuyordu. Dakikalar geçtikçe, üzerime çöken huzursuzluk artıyordu. Chris’e, onun kadar güçlü birine bunu yapan ne olabilirdi?

Eva, dedi Jeanné, onun öldüğünü söyledi Alain duymadın mı?

Ah, elbette bunları duymuştum ancak… Ancak bunun gerçek olmadığına inanmaya çalışıyordum elbette. Chris, bunu atlatamazdı, yani onu hala seviyorsa, bu… Bu çok zor olurdu. Ki duruma bakılırsa hala seviyordu. Kötü düşüncelerimi uzaklaştırmak istecesine başımı iki yana salladım. İşte tam o sırada, avucumun içinden Chris’in eli çekilip, gitti. Gözlerimi açtığımda bana bakıyordu. Rahatlamıştım. En azından bir süreliğine… Hızla anlatmaya koyuldu, sanırım bunu tekrar kendini kaybetmemek için yapıyordu.

“Bu gece şu striptiz kulübüne gittim. Anna bana bir cd verdi. Başlangıçta şaka falandır diye düşünüp ciddiye almadım. Eve gelip izlediğimde bütün dünyam başıma yıkıldı. Eva dört aydır kayıptı. Onunla ilgili hiçbir ipucuna rastlayamadım. Ama o cd’de Eva’nın bi ayin sırasında kurban ediliş görüntüleri var. Eva’yı kurban eden insanlar İtalyanca konuşuyordu. Bu yüzden İtalya’ya gidip bu işi araştırmam gerekiyor. Ama tek başıma yapamam. Senin de gelmeni istiyorum.”

Chris’in sözleri beynimde defalarca kez yankılanırken, öylece durdum. Ne yapacağıma karar veremiyordum. Eva ölmüştü… İtalya’da. Ve Chris gidecekti, İtalya’ya. Peki ben? Ben onunla gidebilecek miydim? Onu yalnız bırakamazdım. Ah, uzun süre düşünmeye gerek yoktu.

Sen kesinlikle safsın, dedi Jeanné, ya da tehlikeyi çok seviyorsun.

Kes sesini!

Sonunda, kararımı vererek, Chris’e döndüm. Ah, Tanrım Dexter çok kızacaktı.

“Pekala, gidip eşyalarımızı toplayalım, İtalya’ya uçuyoruz.”


~RP Sonu~
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ambigram | Bölüm 1: Dolunay'ın Kızı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Dolunay Ritüeli

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Sensual Kiss | Vampire Academy :: Çöplük-
Buraya geçin: